Ebu Talib'in kızı Ümmühani ( R.
anha ) rivayetle:
"Fetih günü Peygamber
(s.a.v.) Efendimiz'e geldim. Yıkanıyorlardı. Hazret-i Fatıma da bir elbise ile
Efendimiz'i perdeliyordu. Selam verdim. Sen kimsin buyurdu. Ben de: Ümmühani
dedim. " (R. Salihin 868. )
TOPLULUKLARA SELAM VERME
Müslümanların tamamı kardeş
oldukları için birbirlerini ister tanısınlar ister tanımasınlar birbir- leriyle
karşılaştıkları vakit, iletişim araçları ile görüştüklerinde, Yüce Allah'ın (
c.c.) istediği ve Peygamber (s.a.v.)uyguladığı şekilde selamlaşırlar.
İnsanlar topluluklar karşısına
çıktıklarında veya medya programlarına katıldıklarında da sözlerine yine
selamla başlaması gerekir.
Bir topluluğa selam verilince
topluluğun içinden birinin selamı alması halinde diğerlerinden selam alma
görevi düşmüş olur. Hiç birisi selam'ı almazsa toplulukta bulunanların hepsi
sorumlu olur.Selamı veren bir topluluk ise, onlardan birisinin selam vermesi
halinde de sünnet yerine gelmiş olur, diğerlerinin selam vermesi gerekmez.
Yani toplulukta bulunan bir kişinin selam vermesi, diğerlerinden sorumluluğu
kaldırdığı gibi, topluluktaki bir kişinin verilen selamı alması da diğerlerinden
sorumluluğu kaldırır. Topluluğun yanından ayrılırken selam vermek sünnettir.
Şayet uyuyan ve uyanık kimselerin bir arada olduğu bir yerde selam veriliyorsa
uyanıkların işitebileceği uyuyanların da uyandırılmayacağı bir şekilde selam
verilir.
Ebu said (r.anh.) rivayet ettiği
bir hadisi şerifte Resulullah (s.a.v.) : "Bir grup insan bir topluluğa
uğradığında birisi oturanlara selam verip, oturanlardan da bir kişi selamını
alırsa bu her iki taraf için de yeterlidir" buyurur. (Taç 5. 743. C.
Sağir. 1. 485)
Enes (r. anh. )den: Nebiyy-i
Muhterem (s.a.v.), söz söyledikleri zaman, iyice anlamamız için onu üç defa
tekrarlardı. Ayrıca bir topluluğun yanına geldiği zaman onlara üç defa selam
verirdi. (Cem'ul-Fevaid 7. 7701. Sünen-i Tirmizi. 2723. R. Salihin 856) (Resulullah
(s.a.v.) bu tekrarlamayı, cemaat çok olduğu zaman yaptığı kaydedilmiştir. )
SELAM HER YERDE VE HER ZAMAN
YÜKSEK SESLE Mİ VERİLMELİ?
Mikdad b. Esved (r.anh.) 'den
rivayete göre, Peygamber (s.a.v.)şöyle demiştir. " İki arkadaşımla
birlikte gelmiştim. Yorgunluk ve açlıktan neredeyse kulaklarımız duymaz,
gözlerimiz görmez hale gelmişti. Durumumuzu Peygamber (s.a.v.)'in ashabına arz
etmeye başladık. Fakat hiç kimse bizi kabul etmedi, bunun üzerine Peygamber
(s.a.v.) geldik. Bizi evine götürdü, bir de ne görelim üç keçi. . . Peygamber
(s.a.v.) : " Bu üç keçiyi sağınız. . . " buyurdu. Biz de o üç keçiyi
sağardık ve herkes kendi payına düşeni içerdi. Resulullah (s.a.v.)'in payını da
kendisi için ayırırdık sonra Rasulullah (s.a.v.) geceleyin gelir,
uyuyanları uyandırmayacak ve uyanık bulunanlara işittirecek şekilde selam
verir sonra mescide gelerek namaz kılar sonra içeceğine gelir ve süt
içerdi. " ( Sünen-i Tirmizi. 2719)
KABİRDEKİLERE SELAM VERME
Malumunuzdur ki yukarıda da
geçmişti Resu- lullah (s.a.v.) "Selamı yayınız" buyuruyor. Onun için
ölüye de diriye de selam.
İbni Abbas (r.anh.) rivayet
edilen bir hadisi şerifte, Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz mezarlığa vardığında: "Esselamü
Aleyküm Ya Ehlel Kuburi, minel- mü'minine vel müslimin. Yağfirullahü. Lena
veleküm, entüm Selefüna ve nahnü bil isri. " (Kabir
duası) (Ramuz. 214. 13. )
"Ey burada yatan mü'min ve
müslümanlar! Allah'ın selamı sizlerin üzerine olsun. Sizden önce gelenlere de
sonra gelenlere de Allah Rahmet eylesin. Siz, bizim geçmişlerimizsiniz. Bizler
ise, size tabiyiz. İnşallah bizler de, sizlere ulaşacağız. Bize de, size de
Allah'dan afiyet dileriz. " buyururlardı. ( Ramuz. 214. 14. R. Beyan 2.
268. )
Ebu Hureyre (r.anh.) rivayet
ettiği bir hadisi şerifte Resullullah (s.a.v.); "Bir adam akrabasının,
yakının kabrine gider, selam verir ve onun yanın da oturursa, selamını alır ve
onunla yanından kalkıncaya kadar ünsiyet eder" buyurur. (Ramuz. 382. 5. R.
Beyan 2. 268. )
Kabirde yatan selamı alır ve ona
cevap verir. İbn Seyyid şöyle der:
"Her halde ölen insanların
selama cevap vermesinden kasıt, sözlü selam olmayıp, halleriyle verdikleri
selamdır. Bazı haberler, bunu desteklemektedir. Onların amellerinin kesilmesi,
kendilerini üzmektedir. Öyle ki, selama cevap vermeye hasret duymaktadırlar.
İmam Suyuti şöyle anlatır:
"Bize ulaşan eser ve haberler, mezarlığa gelen ziyaretçiyi ölülerin tanıdığım
ve sözünü işittiğini bildirmektedir. Ziyaretçiden hoşlanır ve ona cevap
verirler. Bu durum, hem şehitler ve hem de diğer ölüler için geçerli- dir.
Bunda bir zamanlama da yoktur. Salih olan görüş de budur. Çünkü Hazreti
peygamber ümmetine mezarlıklara selam vermeyi emretmiştir. Bu, işiten ve
anlayanlara verilen selamdır"
Hakikat erbabı da şöyle der:
"Ruhun bedenle bir bağı vardır. Ruhların durumu, bedenlerin durumu gibi
değildir. Buradaki yanlışlık, görünmeyen şeyi, görünen şeyle kıyaslamaktır.
Zannedilir ki ruh, bir yeri işgal ettiği zaman, başka bir yerde olma imkânı
olmaz. Ruhu, bazıları gökteki güneşe benzetmişlerdir. Bunun ışınları ise yerdedir.
Muhammed'i ruh gibi. Kabri başında kendisine dua edenlere cevap verir. Hz.
Peygamber (s.a.v.) : Bir kimse bana selam verirse, Allah ruhumu bana mutlaka
verir, ben de onun selamına cevap veririm" buyurmuştur.
Ruhlar; Kendi başlarına ayakta
durabilen cevherlerdir. Bunlar, bedende duygusal olarak algılanandan
farklıdırlar. Ruhlar ölümden sonrada idrak sahibidirler, algılamaları vardır.
Nitekim cumhur da bu görüştedir. Bundan da anlaşılıyor ki, Ehl-i Sünnet
ve'l-Cemaat mezhebi, ruhun latif bir cisim olduğunu kabul eder. Tabii olarak
bu, şu duyularla ayakta duran heykelden (bedenden ) farklıdır. Bu açıdan beden
gibi değildir.
Ruhlar latif cisimlerdir, tıpkı
melekler gibi. Melekler de vardırlar ve hayat sürdürmektedirler. ( Ruh. Bey.
1.273. -2. 268)
TELEFONLA SELAMLAŞMA
Karşısındaki kişi ile ilgi kurmak
ve ona güven vermek manası da ifade eden selamı; telefon konuşmalarında telefon
eden kimse önce vererek ve sözüne selamla başlaması gerekir. Çünkü : Cabir b.
Abdullah (r. anh. )'den rivayete göre, Resulullah (s.a.v.) şöyle demiştir: "Selam
konuşmadan öncedir "( Sünen-i Tir- mizi 3. 2699. )
UZAKTAKİ İNSANLARLA
İŞARETLE SELAMLAŞMA
Uzakta bulunan bir kardeşimize
gerek takside korna çalarak, gerek yaya giderken el sallayarak veya otobüste
başımızı eğerek, gerekse göz kaş işareti yaparak selam vermişsek bu işaretleri
yaparken kesinlikle dilimizde yavaşça da olsa kendimizin duyacağı bir şekilde
selam vermeliyiz.
Selamımızı alan kardeşimizde
işaretle alma durumda olsa bile diliyle selamı alırken, o da mutlaka selam
sözünü yavaşça da olsa kendi duyacağı şekilde selamı almalıdır.
Özürlü olan sağır ve dilsiz
kardeşlerimize işaretle selam verebiliriz.
HIRİSTİYAN VE YAHUDİLERE (
EHLİ KİTAP) SELAM VERMEK-SELAM ALMAK
Nevevi der ki: Kitap ehli kimseye
selam vermek haramdır. Bir insana selam vermek, onu yüceltmektir. Bir
mü'minin, kafiri yüceltmesi caiz değildir.
Hıristiyan ve Yahudilerden gelen
selama da karşılık verilecek ve nasıl verileceğini Peygamber (s.a.v.)
tarafından bize şu şekilde bildirilmiştir.
Ashabdan birisi, Ey Allah'ın
Resülü, kitap ehli bize selam veriyorlar. Onların selamını nasıl alalım ? diye
sordu. Peygamber (s.a.v.):"Ve aleyküm" yani size de deyin
buyurdu. (Taç. 5. 737)
Selam veren gayr-i müslim şayet
iyi niyetli bir selam verdiyse aynısı iade edilmiş olur. Kötü niyetli bir
deyim kullandıysa o da yeni kendisine iade edilmiş olur.
Üsame b. Zeyd (r.anh.) dan gelen
bir rivayette. Peygamber (s.a.v.) müslümanlarla yahudilerin karışık olduğu bir
meclise rastladığı ve onlara selam verdiği bildirilmektedir. (Taç. 5. 741. )
Peygamber (s.a.v.)'in zamanında
Hıristiyan devlet başkanları, Habeşistan kralı Necaşi ve Bizans kralı
Herakliyus ile Mecusi olan İran şahı Kisra'ya gönderdiği meşhur İslam'a davet
mektuplarında, selam oldukça dikkat çekici bir şekilde yer almaktadır.
Her üç mektubun başlangıcında
" Besmele yer almakta ve ardından " Allah'ın elçisi Muham- med'den
Habeş kralına, Bizans liderine ve İran büyüğüne denilmektedir. Bu ifadelerden
sonra her üç mektupta da "Selam, Allah'ın yolunu takip edenlere olsun. . .
" şeklinde çok çarpıcı bir selam cümlesi yer almaktadır. Burada çok çok
büyük bir incelik bulunmaktadır. Allah'ın elçisi Efendimiz (s.a.v.) o günün üç
büyük devlet başkanlarına gönderdiği mektuplarında 'Selam sizin üzerinize
olsun' buyurmamış ve selam Allah'ın yolunu takip edenlere olsun"
buyurmuştur.
Yani selamın ancak müslümanın
üzerine olabileceğine, muhatabının, karşısındakinin kişiliğinin bunu
değiştirmeyeceğine işaret buyurmuşlardır. Selamlaşmada müslümanın kişiliği ve
ilkelerin dikkati çekmekte ve hak etmeyene, layık olmayana müslüman selamı
verilmemektedir.
Kafirle birlikte yemek yiyen
kimsenin durumuna gelince, o kafirin kalbini islama ısındırmak için bir veya
iki defa onunla yemek yerse bunda bir sakınca yoktur. Çünkü Hz. Peygamber
(s.a.v.), bir defa kafirle yemek yemiştir. Fakat bu işe devam etmek mekruhtur.
(R. Beyan. 2. 267. )
EVLERE GİRERKEN İZİN ALIP
SELAM VERME
Her hangi bir yere girmek veya
oradan çıkmak için ilgili kişiden izin talep edilir. İslam dini,
müslümanların kendi aralarındaki sosyal davranışlarını belli bir kurallara
bağlamıştır. İslam inancına göre, kapı çalmanın, bir eve bir makama veya bir topluluğun
içine girmenin de mutlaka belli bir kuralları vardır.
Yüce Allah (c.c.) Nur suresinin
27. ayetinde "Ey iman edenler! Kendi evinizden başka evlere, geldiğinizi
fark ettirip (izin alıp) ev halkına selam vermedikçe girmeyin. Bu sizin için
daha iyidir her halde bunu düşünüp anlarsınız" buyurur. Burada ki izinden
maksat ev halkından izin verme yetkisine sahip olan kişiden izin alınacak bir
de eve girmek isteyen kimse izin isteme anında, "Esselamü Aleyküm"
dedikten sonra üç kere "girebilir miyim?" diye sorar, kendisine izin
verildiği takdirde girer ve ikinci kez selam verir, izin verilmemesi halinde
ise geri döner
Ebu Musa El-Eşari (r.anh.)
Rivayet etmiş olduğu bir hadisi şerifte, Resulullah (s.a.v.) Efendimiz:
"Üç defa kapıyı çalın, izin verilirse girin, aksi halde dönün. "
buyurmuştur. (R. Salihin 874. C. Sagir. 2. 1649. )
Ebu Hureyre (r.anh.) Rivayet
etmiş olduğu diğer bir hadisi şerifte; Resulullah (s.a.v.): "İzin üç defa
istenir. Birincisi işitmeniz için, ikincisi sağa sola çeki düzen vermeniz için,
üçüncüsü ise izin vermeniz veya geri çevirmeniz içindir" buyuruyor. (C.
Sagir. 2. 1650)
Evet netice
olarak; Yukarıdaki ayet ve hadislerde, başka bir kimsenin evine
kesinlikle izinsiz olarak girilemeyeceği bildirilmektedir. Yabancı bir eve
gireceğinizde önce üç kez kapı vurulacak veya zil çalınacak ses verilmezse veya
izin verilmezse geri dönüp gidecek ve ev sahibini zor durumda bırakmayacaktır.
Kapı zili de peş peşe hiç aralık
vermeden çalınmayacaktır. Alimler önce zile basılıp bir müddet hatta bazıları
iki rekat namaz kılacak kadar beklemek gerektiğini söylüyor. Sonra cevap gelmezse
ikinci defa zile basılacak aynı durum üçüncüde de tekrarlanacaktır.
Bakın bu hususta Resulullah
(s.a.v.) Efendimizin yaşadığı sünnetinden şu uygulamayı göz önünde
bulundurabiliriz.
Kays İbn Sad İbn Ubâde'den
rivayet ettiğine göre şöyle demiştir. Rasulullah (s.a.v.) bizi evimizde
ziyaret etti ve: "Esselâmü aleyküm ve rahmetul- lah"dedi. Sa'd
yavaşça cevap verdi: "Rasülullah (s. a. v) in girmesine izin vermeyecek
misin? Dedim. Kays " bırak bize selamı çoğaltsın" bunun üzerine
Rasülullah s. a. v. tekrar Esselâmü Aleyküm ve rahmetullah" dedi. Sa'd
yine hafifçe selam verdi. Bundan sonra Rasulullah s. a. v. "Esselâmü Aley-
küm ve rahmetullah" dedi. Sonra da Resulullah (s.a.v.) dönüp gidiyordu.
Arkasından Sa'd yetişti ve "Ey Allahın Rasulü ben senin selamını işitiyordum
ve bize selamı çoğaltsın diye yavaşça cevap veriyordum" dedi. Resulullah
(s.a.v.) Sa'd ile döndü ve Sa'd Resulullahın yıkanması için hazırlık
yapılmasını emretti. Bilahare Resulullah yıkandı ve Sa'd ona za'feran veya
vers'le boyalı bir elbise verdi. Ona döndükten sonra Resulullah (s.a.v.)
ellerini kaldırarak: "Ya Rabbi salatını ve rahmetini Sa'd ibn Ubâde ehli
üzerine kıl..." (Fîzilâl-il-Kur'an 10. 416)
İzinin üç defa istenip
verilmediğinde yaşanan diğer hadise ise; Ebu Musa El-Eşari (r.anh.) , Hz.
Ömer (r.anh.) huzuruna çıkmak için üç kez izin istedi, izin verilmeyince
ayrılıp gitti. Hz. Ömer (r.anh.) Abdullah b. Kays'a izin isteyenin sesini
işitmemiştim. İzin verin gelsin, dedi. Baktılar Ebu Musa (r.anh.) gitmişti.
Sonra yeniden gelince Hz. Ömer (r.anh.) dönüp gitmesinin sebebini sordu. Ebu
Musa (r.anh.) şöyle cevap verdi : Üç defa izin istedim, verilmedi. Ben
Resulullah (s.a.v.)'i şöyle derken işittim: "Sizden biriniz üç defa izin
istediği halde, izin verilmezse, dönüp gitsin". Hz. Ömer (r.anh.) bu hadis
için bir delil getirmesini, aksi halde dayak attıracağını söyledi. Sonra Ebu
Musa (r.anh.) , ensardan bir topluluğa giderek durumu anlattı.
Onlar en küçüğümüz sana tanıklık
etsin dediler. Ebu Said El Hudri (r.anh.) topluluğun en küçüğü idi. O, Ebu Musa
ile birlikte, Hz Ömer (r.anh.) yanına gitti ve ona Hz. Peygamber (s.a.v.)'in
böyle bir uygulaması olduğunu anlattı. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.anh.) şöyle
dedi: "demek ki, ticaret ve çarşı-pazar işleri, beni bu hadisi şerifi
öğrenmekten alıkoymuştur. "( Buhari İstizan 13. Taç 5. 700. )