Veda Hutbesi

Her kim kendine fayda veren sadece iki hadis öğrenir, onları başkasına da öğretir ve onlardan faydalanırsa, bu amel kendisi için altmış senelik (nafile) ibadetten hayırlı olur. (Kaynak: Râmûzü'l-Ehâdîs, 413/4)

Kadınların Selam Vermeleri

Ebu Talib'in kızı Ümmühani ( R. anha ) rivayet­le:

"Fetih günü Peygamber (s.a.v.) Efendimiz'e geldim. Yıkanıyorlardı. Hazret-i Fatıma da bir elbise ile Efendimiz'i perdeliyordu. Selam verdim. Sen kimsin buyurdu. Ben de: Ümmühani dedim. " (R. Salihin 868. )

TOPLULUKLARA SELAM VERME

Müslümanların tamamı kardeş oldukları için birbirlerini ister tanısınlar ister tanımasınlar birbir- leriyle karşılaştıkları vakit, iletişim araçları ile gö­rüştüklerinde, Yüce Allah'ın ( c.c.) istediği ve Pey­gamber (s.a.v.)uyguladığı şekilde selamlaşırlar.

İnsanlar topluluklar karşısına çıktıklarında veya medya programlarına katıldıklarında da sözlerine yine selamla başlaması gerekir.

Bir topluluğa selam verilince topluluğun için­den birinin selamı alması halinde diğerlerinden selam alma görevi düşmüş olur. Hiç birisi selam'ı almazsa toplulukta bulunanların hepsi sorumlu olur.Selamı veren bir topluluk ise, onlardan birisi­nin selam vermesi halinde de sünnet yerine gel­miş olur, diğerlerinin selam vermesi gerekmez. Yani toplulukta bulunan bir kişinin selam vermesi, diğerlerinden sorumluluğu kaldırdığı gibi, toplu­luktaki bir kişinin verilen selamı alması da diğerle­rinden sorumluluğu kaldırır. Topluluğun yanın­dan ayrılırken selam vermek sünnettir. Şayet uyuyan ve uyanık kimselerin bir arada olduğu bir yerde selam veriliyorsa uyanıkların işitebileceği uyuyanların da uyandırılmayacağı bir şekilde selam verilir.

Ebu said (r.anh.) rivayet ettiği bir hadisi şerifte Resulullah (s.a.v.) : "Bir grup insan bir topluluğa uğradığında birisi oturanlara selam verip, oturan­lardan da bir kişi selamını alırsa bu her iki taraf için de yeterlidir" buyurur. (Taç 5. 743. C. Sağir. 1. 485)

Enes (r. anh. )den: Nebiyy-i Muhterem (s.a.v.), söz söyledikleri zaman, iyice anlamamız için onu üç defa tekrarlardı. Ayrıca bir topluluğun yanına geldiği zaman onlara üç defa selam verirdi. (Cem'ul-Fevaid 7. 7701. Sünen-i Tirmizi. 2723. R. Salihin 856) (Resulullah (s.a.v.) bu tekrarlamayı, cemaat çok olduğu zaman yaptığı kaydedilmiştir. )

SELAM HER YERDE VE HER ZAMAN YÜKSEK SESLE Mİ VERİLMELİ?

Mikdad b. Esved (r.anh.) 'den rivayete göre, Peygamber (s.a.v.)şöyle demiştir. " İki arkadaşımla birlikte gelmiştim. Yorgunluk ve açlıktan nere­deyse kulaklarımız duymaz, gözlerimiz görmez hale gelmişti. Durumumuzu Peygamber (s.a.v.)'in ashabına arz etmeye başladık. Fakat hiç kimse bizi kabul etmedi, bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) geldik. Bizi evine götürdü, bir de ne göre­lim üç keçi. . . Peygamber (s.a.v.) : " Bu üç keçiyi sağınız. . . " buyurdu. Biz de o üç keçiyi sağardık ve herkes kendi payına düşeni içerdi. Resulullah (s.a.v.)'in payını da kendisi için ayırırdık sonra Rasulullah (s.a.v.) geceleyin gelir, uyuyanları uyandırmayacak ve uyanık bulunanlara işitti­recek şekilde selam verir sonra mescide gelerek namaz kılar sonra içeceğine gelir ve süt içerdi. " ( Sünen-i Tirmizi. 2719)

KABİRDEKİLERE SELAM VERME

Malumunuzdur ki yukarıda da geçmişti Resu- lullah (s.a.v.) "Selamı yayınız" buyuruyor. Onun için ölüye de diriye de selam.

İbni Abbas (r.anh.) rivayet edilen bir hadisi şe­rifte, Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz mezarlığa vardı­ğında: "Esselamü Aleyküm Ya Ehlel Kuburi, minel- mü'minine vel müslimin. Yağfirullahü. Lena veleküm, entüm Selefüna ve nahnü bil isri. " (Kabir duası) (Ramuz. 214. 13. )

"Ey burada yatan mü'min ve müslümanlar! Al­lah'ın selamı sizlerin üzerine olsun. Sizden önce gelenlere de sonra gelenlere de Allah Rahmet eylesin. Siz, bizim geçmişlerimizsiniz. Bizler ise, size tabiyiz. İnşallah bizler de, sizlere ulaşacağız. Bize de, size de Allah'dan afiyet dileriz. " buyurur­lardı. ( Ramuz. 214. 14. R. Beyan 2. 268. )

Ebu Hureyre (r.anh.) rivayet ettiği bir hadisi şe­rifte Resullullah (s.a.v.); "Bir adam akrabasının, yakının kabrine gider, selam verir ve onun yanın da oturursa, selamını alır ve onunla yanından kalkıncaya kadar ünsiyet eder" buyurur. (Ramuz. 382. 5. R. Beyan 2. 268. )

Kabirde yatan selamı alır ve ona cevap verir. İbn Seyyid şöyle der:

"Her halde ölen insanların selama cevap ver­mesinden kasıt, sözlü selam olmayıp, halleriyle verdikleri selamdır. Bazı haberler, bunu destek­lemektedir. Onların amellerinin kesilmesi, kendi­lerini üzmektedir. Öyle ki, selama cevap vermeye hasret duymaktadırlar.

İmam Suyuti şöyle anlatır: "Bize ulaşan eser ve haberler, mezarlığa gelen ziyaretçiyi ölülerin tanı­dığım ve sözünü işittiğini bildirmektedir. Ziyaret­çiden hoşlanır ve ona cevap verirler. Bu durum, hem şehitler ve hem de diğer ölüler için geçerli- dir. Bunda bir zamanlama da yoktur. Salih olan görüş de budur. Çünkü Hazreti peygamber üm­metine mezarlıklara selam vermeyi emretmiştir. Bu, işiten ve anlayanlara verilen selamdır"

Hakikat erbabı da şöyle der: "Ruhun bedenle bir bağı vardır. Ruhların durumu, bedenlerin durumu gibi değildir. Buradaki yanlışlık, görün­meyen şeyi, görünen şeyle kıyaslamaktır. Zanne­dilir ki ruh, bir yeri işgal ettiği zaman, başka bir yerde olma imkânı olmaz. Ruhu, bazıları gökteki güneşe benzetmişlerdir. Bunun ışınları ise yerde­dir. Muhammed'i ruh gibi. Kabri başında kendi­sine dua edenlere cevap verir. Hz. Peygamber (s.a.v.) : Bir kimse bana selam verirse, Allah ruhu­mu bana mutlaka verir, ben de onun selamına cevap veririm" buyurmuştur.

Ruhlar; Kendi başlarına ayakta durabilen cev­herlerdir. Bunlar, bedende duygusal olarak algı­lanandan farklıdırlar. Ruhlar ölümden sonrada idrak sahibidirler, algılamaları vardır. Nitekim cumhur da bu görüştedir. Bundan da anlaşılıyor ki, Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat mezhebi, ruhun latif bir cisim olduğunu kabul eder. Tabii olarak bu, şu duyularla ayakta duran heykelden (bedenden ) farklıdır. Bu açıdan beden gibi değildir.

Ruhlar latif cisimlerdir, tıpkı melekler gibi. Melekler de vardırlar ve hayat sürdürmektedirler. ( Ruh. Bey. 1.273. -2. 268)

TELEFONLA SELAMLAŞMA

Karşısındaki kişi ile ilgi kurmak ve ona güven vermek manası da ifade eden selamı; telefon konuşmalarında telefon eden kimse önce vererek ve sözüne selamla başlaması gerekir. Çünkü : Cabir b. Abdullah (r. anh. )'den rivayete göre, Resulullah (s.a.v.) şöyle demiştir: "Selam konuşmadan öncedir "( Sünen-i Tir- mizi 3. 2699. )

UZAKTAKİ İNSANLARLA İŞARETLE SELAMLAŞMA

Uzakta bulunan bir kardeşimize gerek takside korna çalarak, gerek yaya giderken el sallayarak veya otobüste başımızı eğerek, gerekse göz kaş işareti yaparak selam vermişsek bu işaretleri ya­parken kesinlikle dilimizde yavaşça da olsa ken­dimizin duyacağı bir şekilde selam vermeliyiz.

Selamımızı alan kardeşimizde işaretle alma durumda olsa bile diliyle selamı alırken, o da mut­laka selam sözünü yavaşça da olsa kendi duyacağı şekilde selamı almalıdır.

Özürlü olan sağır ve dilsiz kardeşlerimize işa­retle selam verebiliriz.

HIRİSTİYAN VE YAHUDİLERE ( EHLİ KİTAP) SELAM VERMEK-SELAM ALMAK

Nevevi der ki: Kitap ehli kimseye selam ver­mek haramdır. Bir insana selam vermek, onu yüceltmektir. Bir mü'minin, kafiri yüceltmesi caiz değildir.

Hıristiyan ve Yahudilerden gelen selama da karşılık verilecek ve nasıl verileceğini Peygamber (s.a.v.) tarafından bize şu şekilde bildirilmiştir.

Ashabdan birisi, Ey Allah'ın Resülü, kitap ehli bize selam veriyorlar. Onların selamını nasıl ala­lım ? diye sordu. Peygamber (s.a.v.):"Ve aleyküm" yani size de deyin buyurdu. (Taç. 5. 737)

Selam veren gayr-i müslim şayet iyi niyetli bir selam verdiyse aynısı iade edilmiş olur. Kötü ni­yetli bir deyim kullandıysa o da yeni kendisine iade edilmiş olur.

Üsame b. Zeyd (r.anh.) dan gelen bir rivayette. Peygamber (s.a.v.) müslümanlarla yahudilerin karışık olduğu bir meclise rastladığı ve onlara selam verdiği bildirilmektedir. (Taç. 5. 741. )

Peygamber (s.a.v.)'in zamanında Hıristiyan devlet başkanları, Habeşistan kralı Necaşi ve Bi­zans kralı Herakliyus ile Mecusi olan İran şahı Kisra'ya gönderdiği meşhur İslam'a davet mek­tuplarında, selam oldukça dikkat çekici bir şekilde yer almaktadır.

Her üç mektubun başlangıcında " Besmele yer almakta ve ardından " Allah'ın elçisi Muham- med'den Habeş kralına, Bizans liderine ve İran büyüğüne denilmektedir. Bu ifadelerden sonra her üç mektupta da "Selam, Allah'ın yolunu takip edenlere olsun. . . " şeklinde çok çarpıcı bir selam cümlesi yer almaktadır. Burada çok çok büyük bir incelik bulunmaktadır. Allah'ın elçisi Efendimiz (s.a.v.) o günün üç büyük devlet başkanlarına gönderdiği mektuplarında 'Selam sizin üzerinize olsun' buyurmamış ve selam Allah'ın yolunu takip edenlere olsun" buyurmuştur.

Yani selamın ancak müslümanın üzerine olabi­leceğine, muhatabının, karşısındakinin kişiliğinin bunu değiştirmeyeceğine işaret buyurmuşlardır. Selamlaşmada müslümanın kişiliği ve ilkelerin dikkati çekmekte ve hak etmeyene, layık olmaya­na müslüman selamı verilmemektedir.

Kafirle birlikte yemek yiyen kimsenin duru­muna gelince, o kafirin kalbini islama ısındırmak için bir veya iki defa onunla yemek yerse bunda bir sakınca yoktur. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.), bir defa kafirle yemek yemiştir. Fakat bu işe de­vam etmek mekruhtur. (R. Beyan. 2. 267. )

EVLERE GİRERKEN İZİN ALIP SELAM VERME

Her hangi bir yere girmek veya oradan çıkmak için ilgili kişiden izin talep edilir. İslam dini, müslümanların kendi aralarındaki sosyal davranışlarını belli bir kurallara bağlamıştır. İslam inancına göre, kapı çalmanın, bir eve bir makama veya bir topluluğun içine girmenin de mutlaka belli bir kuralları vardır.

Yüce Allah (c.c.) Nur suresinin 27. ayetinde "Ey iman edenler! Kendi evinizden başka evlere, gel­diğinizi fark ettirip (izin alıp) ev halkına selam vermedikçe girmeyin. Bu sizin için daha iyidir her halde bunu düşünüp anlarsınız" buyurur. Burada ki izinden maksat ev halkından izin verme yetkisi­ne sahip olan kişiden izin alınacak bir de eve gir­mek isteyen kimse izin isteme anında, "Esselamü Aleyküm" dedikten sonra üç kere "girebilir miyim?" diye sorar, kendisine izin verildiği takdirde girer ve ikinci kez selam verir, izin verilmemesi halinde ise geri döner

Ebu Musa El-Eşari (r.anh.) Rivayet etmiş olduğu bir hadisi şerifte, Resulullah (s.a.v.) Efendimiz: "Üç defa kapıyı çalın, izin verilirse girin, aksi halde dönün. " buyurmuştur. (R. Salihin 874. C. Sagir. 2. 1649. )

Ebu Hureyre (r.anh.) Rivayet etmiş olduğu di­ğer bir hadisi şerifte; Resulullah (s.a.v.): "İzin üç defa istenir. Birincisi işitmeniz için, ikincisi sağa sola çeki düzen vermeniz için, üçüncüsü ise izin vermeniz veya geri çevirmeniz içindir" buyuruyor. (C. Sagir. 2. 1650)

Evet netice olarak; Yukarıdaki ayet ve hadislerde, başka bir kim­senin evine kesinlikle izinsiz olarak girilemeyeceği bildirilmektedir. Yabancı bir eve gireceğinizde önce üç kez kapı vurulacak veya zil çalınacak ses verilmezse veya izin verilmezse geri dönüp gide­cek ve ev sahibini zor durumda bırakmayacaktır.

Kapı zili de peş peşe hiç aralık vermeden çalınmayacaktır. Alimler önce zile basılıp bir müd­det hatta bazıları iki rekat namaz kılacak kadar beklemek gerektiğini söylüyor. Sonra cevap gel­mezse ikinci defa zile basılacak aynı durum üçüncüde de tekrarlanacaktır.

Bakın bu hususta Resulullah (s.a.v.) Efendimi­zin yaşadığı sünnetinden şu uygulamayı göz önünde bulundurabiliriz.

Kays İbn Sad İbn Ubâde'den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir. Rasulullah (s.a.v.) bizi evimiz­de ziyaret etti ve: "Esselâmü aleyküm ve rahmetul- lah"dedi. Sa'd yavaşça cevap verdi: "Rasülullah (s. a. v) in girmesine izin vermeyecek misin? Dedim. Kays " bırak bize selamı çoğaltsın" bunun üzerine Rasülullah s. a. v. tekrar Esselâmü Aleyküm ve rahmetullah" dedi. Sa'd yine hafifçe selam verdi. Bundan sonra Rasulullah s. a. v. "Esselâmü Aley- küm ve rahmetullah" dedi. Sonra da Resulullah (s.a.v.) dönüp gidiyordu. Arkasından Sa'd yetişti ve "Ey Allahın Rasulü ben senin selamını işitiyor­dum ve bize selamı çoğaltsın diye yavaşça cevap veriyordum" dedi. Resulullah (s.a.v.) Sa'd ile dön­dü ve Sa'd Resulullahın yıkanması için hazırlık yapılmasını emretti. Bilahare Resulullah yıkandı ve Sa'd ona za'feran veya vers'le boyalı bir elbise verdi. Ona döndükten sonra Resulullah (s.a.v.) ellerini kaldırarak: "Ya Rabbi salatını ve rahmetini Sa'd ibn Ubâde ehli üzerine kıl..." (Fîzilâl-il-Kur'an 10. 416)

İzinin üç defa istenip verilmediğinde yaşanan diğer hadise ise; Ebu Musa El-Eşari (r.anh.) , Hz. Ömer (r.anh.) huzuruna çıkmak için üç kez izin istedi, izin veril­meyince ayrılıp gitti. Hz. Ömer (r.anh.) Abdullah b. Kays'a izin isteyenin sesini işitmemiştim. İzin verin gelsin, dedi. Baktılar Ebu Musa (r.anh.) git­mişti. Sonra yeniden gelince Hz. Ömer (r.anh.) dönüp gitmesinin sebebini sordu. Ebu Musa (r.anh.) şöyle cevap verdi : Üç defa izin istedim, verilmedi. Ben Resulullah (s.a.v.)'i şöyle derken işittim: "Sizden biriniz üç defa izin istediği halde, izin verilmezse, dönüp gitsin". Hz. Ömer (r.anh.) bu hadis için bir delil getirmesini, aksi halde da­yak attıracağını söyledi. Sonra Ebu Musa (r.anh.) , ensardan bir topluluğa giderek durumu anlattı.

Onlar en küçüğümüz sana tanıklık etsin dediler. Ebu Said El Hudri (r.anh.) topluluğun en küçüğü idi. O, Ebu Musa ile birlikte, Hz Ömer (r.anh.) ya­nına gitti ve ona Hz. Peygamber (s.a.v.)'in böyle bir uygulaması olduğunu anlattı. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.anh.) şöyle dedi: "demek ki, ticaret ve çarşı-pazar işleri, beni bu hadisi şerifi öğrenmek­ten alıkoymuştur. "( Buhari İstizan 13. Taç 5. 700. )