Veda Hutbesi

Her kim kendine fayda veren sadece iki hadis öğrenir, onları başkasına da öğretir ve onlardan faydalanırsa, bu amel kendisi için altmış senelik (nafile) ibadetten hayırlı olur. (Kaynak: Râmûzü'l-Ehâdîs, 413/4)

Ahiret Hazırlığı

Yüce Allah (c.c) yüce kitabında Hac suresinin 2’nci ayetinde:“Onu gördüğünüz gün, her emzikli kadın emzirdiği çocuğunu unutur, her gebe kadın çocuğunu düşürür. İnsanları da sarhoş bir halde görürsün. Oysa onlar sarhoş değillerdir; fakat Allah’ın azabı çok dehşetlidir!” buyurur. Tövbe suresi 82’nci ayetinde: “Yaptıklarının cezası olarak, bundan böyle az gülüp çok ağlasınlar buyuruyor. Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz de: “Eğer benim bildiklerimi siz bilseydiniz az güler çok ağlardınız” buyurarak (m.z-4281) daima, günahlardan sakınmanın, Kur’an’ın emirleri karşısında, lakayd olmayıp tedbirli bulunmanın önemliliğini belirtirlerdi.  
Yine Yüce Allah (c.c.) İnfitar suresi 1-19 ayetlerinde: “Gökyüzü yarıldığı, yıldızlar döküldüğü, denizler birbirine katıldığı, kabirlerin içindekiler dışarı çıkarıldığı zaman, İnsanoğlu (yapıp) gönderdiklerini ve (yapamayıp) geride bıraktıklarını bir bir anlar.

Ey insan! Seni yaratıp düzgün ve dengeli kılan, seni istediği bir şekilde birleştiren, ihsanı bol Rabbine karşı seni aldatan nedir?

Hayır! Bütün bunlara rağmen siz yine de dini yalanlıyorsunuz. Şunu iyi bilin ki üzerinizde bekçiler, değerli yazıcılar (katipler) vardır, onlar, yapmakta olduklarınızı bilirler.

İyiler muhakkak cennette, kötüler de cehennemdedirler. Ceza gününde oraya girerler. Onlar (kâfirler) oradan bir daha ayrılmazlar.
Ceza günü nedir bilir misin? Nedir acaba o ceza günü? O gün hiçbir kimse başkası için bir şey yapamaz, O gün iş Allah’a kalmıştır. (O gün emir Allah’ındır. Yalnız Allah emreder)”

Yine Yüce Allah İnşikak suresi 1-13 ayetlerinde: “Gök yarıldığı, Rabbine kulak verip boyun eğecek hale getirildiği zaman, 
Yer dümdüz edildiği, içinde bulunanların atıp boşaldığı ve Rabbini dinleyip O’na hakkıyla itaata mecbur kılındığı vakit (insanoğlu yaptıkları ile karşılaşır)

Ey insan! Şüphe yok ki sen Rabbine karşı çaba üstüne çaba göstermektesin; sonun da O’na varacaksın.

Kimin kitabı sağından verilirse, kolay bir hesapla hesaba çekilecek; ve sevinçli olarak ailesine dönecektir. Kimin kitabı da arkasından verilirse, derhal yok olmayı isteyecek; alevli ateşe girecek. Zira o, (dünyada) ailesi içinde (mal-mülk sebebiyle) şımarmıştı.”

Yine Mü’minun süresinin 115 ayetinde: “Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?” buyurmaktadır.
Ayetten de anlaşılacağı üzere, dünyadaki bütün canlılar için de vazife ve sorumluluk taşıyan yegâne varlık insandır. Bu sebeple, vazifelerini ihmal eden ve sorumsuz bir hayat yaşayan insanlar, gerçek anlamda insanlık değerini yitirmiş olurlar. Bu dünyada bir kısım insanlar, insanlığının gereği olan vazifeleri ihmal etmiş ve bunların sorumluluğundan kurtulmuş olabilirler. Ancak yukarıdaki ayet açıkça gösteriyor ki ilahi sorumluluktan kurtulmak ve Allah’ın huzurunda hesap vermekten kaçmak hiçbir kimse için mümkün değildir. Bunun aksini düşünmek, ahlâk nizamını ve bu nizamın temeli olan mutlak adaleti inkâr etmek sonucuna götürür.

Bu ayetlerden gerekli ibret dersi almayanlar, ölümle kendilerini ateşin içinde bulacaklardır.

Bu itibarla; Yüce Allah’ın kullarına bir emaneti olan ömür sermayemiz hızla tükeniyor. Her bir nefesimiz, her bir saniyemiz, bizi ölüm gerçeğine biraz daha yaklaştırıyor. Herkesin yaptıklarının karşılığını bir gün göreceği hesap gününe doğru gitmekteyiz. O halde bu gerçek karşısında mü’minler için olan esenlik, selâm yurdu; inkârcılar içinse pişmanlık ve hüsran diyarı olan Ahirete ne derece hazırız? Hesap, mizan hayatımızın akışı içerisinde ne kadar yer tutuyor?

Günah-sevap, hayır-şer konusunda ne kadar nefis muhasebesi yapabiliyoruz? Yoksa akıp giden hayatın günlük meşgalesi, dünyanın türlü hengamesi bizlere bütün bunları unutturuyor mu?

Acı ama şu gerçeği hiçbir zaman aklımızdan çıkarmayalım. Dünyadaki tatlar, tutkular, hırslar, kinler kavgalar, hepsi son nefesi verdiğimizde sona eriyor. Günahların isyanların, kırılan gönüllerin hesabını vermek de iyiliklerin mükâfatına ulaşmak da ahirete kalıyor. Gerçek bu iken hayatın gündelik koşuşturmaları içinde ölüm bize bazen yabancı geliyor. Hatta zaman zaman ahiretle aramızda duvarlar örüyoruz, setler çekiyoruz da bunun farkına bile varamıyoruz.

Halbuki dünya fani ahiret ise baki (ebedi) olandır. Ebu Musa (r.a.) rivayet ettiği bir hadisi şerif de; Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz: Dünyasını seven ahiretine zarar verir, ahiretini seven de dünyasına zarar verir, baki olanı fani olana (geçici olana) tercih edin. Dünyaya gönül vermeyin buyuruyor. (r.396.11)Ahiret, hesap, mizan, cehennem ve cennet sıfatlarıyla mutlak adaletin zuhur edeceği bir yerdir.

Yüce Rabbimiz Fatır süresinin 5’inci ayetinde: “Ey insanlar! Allah’ın vadi gerçektir, sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve o aldatıcı (şeytan) da Allah hakkında sizi kandırmasın!” buyuruyor.

Bizler elbette mü’minler olarak ahirete gönülden iman ediyoruz ve biliyoruz ki; Ahirete iman, imanın şartlarından biridir.

Yine bizler şunu da kesin olarak biliyoruz ki: Ahirete iman, sadece dilin ikrarından ibaret değildir.

İbni Mes’ud (r.a.) rivayet ettiği bir hadisi şerif de Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz: “İman çıplaktır. Elbisesi takva, süsü haya, sermayesi fıkıh, meyvesi ameldir” buyuruyor. (r.193.7) Yine Hz.Ali’nin(r.a.) rivayet ettiği başka bir hadisi şerif de Resûlullah(s.a.v.) Efendimiz: “İman, kalb ile bilmek lisan ile söylemek erkan ile amel etmektir.” buyuruyor (r.192.7). Onun için; Allah’a ve Ahirete iman eden, Rabbine gönülden itaat eder.

Allah’a ve ahirete iman eden, Allah’ın Resulünü kendine örnek alır. Onun öğütlerine kulak verir. Sünnetini kendine rehber edinir. Allah’a ve Ahirete iman eden, haramlardan uzak durur. Şirkten ve günahın her türlüsünden büyüğünden ve küçüğünden ateşten kaçar gibi kaçınır.

Allah’a ve ahirete iman eden, haksızlık yapmaz, zulmetmez, şiddet uygulamaz, dedikodu gıybet yapmaz ve yalan söylemez.

Ebu Umame (r.a.) rivayet ettiği hadisi şerifde Resûlullah (s.a.v.): “Her haslet mü’minde bulunabilir yalnız yalan ve hıyanet bulunamaz.” buyuruyor.(ih.3.305)
Yüce Allah bizim yaratıcımız, sahibimiz ve gerçek dostumuzdur. Ahiret O’nunla buluşma yurdumuzdur. Bu kesin bir hükümdür ve değişmez bir sonuçtur. Akıllı kimse, bu buluşmayı inkâr ve ihmal edemez.

Ahirete giderken iki türlü ölüm vardır: İmanlı ve imansız. Ahirette varılacak iki yurt vardır: Cennet veya cehennem. Orada ise iki sonuç vardır: Yüce Allah’ın rahmeti veya gazabı, onun için; Allah’a ve ahirete iman eden, canı pahasına da olsa doğruluktan ayrılmaz Yahya (r.a.) rivayet ettiği bir hadisi şerifte Resûlullah (s.a.v.): “Sonunda helak olacağınızı bilseniz bile doğruluğun peşini bırakmayın.
Çünkü gerçek kurtuluş ondadır. Kurtuluş görseniz bile yalandan da sakının, çünkü gerçek helak ondadır.” buyuruyor (cs.1756)

Allah’a ve Ahirete iman eden hiçbir cana kıyamaz.
İbni Ömer (r.a.) rivayet ettiği bir hadisi şerifte Resûlullah (s.a.v.): “Bir mü’minin öldürülmesi Allah’ın indinde dünyanın yıkılmasından daha büyüktür buyuruyor.”(r.333.4).

Allah’a ve ahirete iman eden hiçbir canlıya bilerek isteyerek zarar vermez, veremez diliyle dahi kardeşini incitmez.
Allah’a ve ahirete iman eden, yetime, yoksula, dara düşene kol kanat gerer; garibin, fakirin, dertlinin halini bilir. Kimsesizin derdine çare olur.
Netice olarak şunu da unutmayalım ki: Dünya ahiretin tarlasıdır. Buyrulur. Kişinin ahiretteki konumu (durumu) dünyadaki yapıp ettikleriyle belirlenip hesaba çekilecektir. Yüce Allah (c.c.) Zilzal suresinin 7-8 ayetlerinde: Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür buyurmaktadır.

Ahirete kesin iman, ona hazırlanmayı gerektirir. Ve o da Salih amelle olur. Alimler diyor ki: Şu on şeyin, insanın gafletten hala uyanmadığının göstergesidir.

1-İnsan kesin olarak Allah tarafından yaratıldığını bilir, fakat O’na ibadet etmez.
2-Kendisine rızık verenin Allah olduğuna kesin inanır, fakat bulunla tatmin olup huzura çalışmaz.
3-Dünyanın geçiciliğine kesin olarak inanır, buna rağmen ona dayanıp güvenmekte devam eder.
4-Varislerinin kendisine düşman olacaklarını bildiği halde onlar için hala mal toplamaya çalışır.
5-Ölümün kesin olarak geleceğini bilir, ancak bunun için hazırlık yapmaz.
6-Kabrin kendisi için sonunda mutlaka varılacak bir yer olduğunu kesin olarak bilir, fakat onu onarmaya çalışmaz.
7-Kesin olarak Allah’ın kendisini hesaba çekeceğini bilir, ama bunun için gerekli delilleri hazırlamaz.
8-Kesin olarak sırat köprüsünden geçeceğini bilir, fakat hala yükünü hafifletmeye çalışmaz.
9-Kesin olarak cehennem ateşinin kötülerin yeri olacağını bilir, fakat bundan kaçıp kurtulmaya çalışmaz.
10-Kesinlikle cennetin iyilerin yurdu olduğunu bilir, fakat bunun için gereken ameli işlemez. (r.b.1-69)
Öyleyse o büyük güne hiçbir saatimizi, dakikamızı ve saniyemizi boşa geçirmeden elimizden geldiği kadar gücümüzün yettiğince hazır olmaya gayret edelim.